8 Ağustos 2015 - 17:09
Tek kaybeden AKP olacak

Bölge çok önemli gelişmelere gebe. Her koşulda bölgede kaybedecek olan tek taraf AKP olacak. Umarım AKP bunun farkında olur ve 'Ben pişmanım. Herkesle yeniden dost olmak istiyorum' der. Ama bu kez samimi olarak!

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 6 gündür farklı bir yaklaşımla IŞİD'i ve IŞİD'e bağlı bölgesel ve uluslararası politikaları özetlemeye çalıştım. AKP yönetiminde Türkiye bu anlatımın merkezindeydi. Coğrafi konumundan dolayı hep böyleydi.

Çekiç Güc'ü hatırlayalım. Temmuz 1991'de Baba Bush, dönemin Cumhurbaşkanı Özal'ı arayarak 80 kadar Amerikan, İngiliz, Fransız ve Alman uçağını Irak'ın 36. Paralel'in kuzeyindeki Kürtleri korumak için Türkiye'ye gönderdi. Demirel, Erbakan ve Ecevit çok sert tepki gösterdi.

Üç aylık tezkere ile Türkiye'ye gelen bu güç daha sonraki tüm iktidarların onayı ile Irak'ın işgal edildiği Mart 2003'e kadar burada kaldı. PKK'ya yardım ettiği söylenen bu güç Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt yapısının kurulması için gerekli tüm desteği vermişti.

1 Mart Tezkeresi

O arada Cumhurbaşkanı Özal, Genel Kurmay Başkanı Necip Torumtay'a 'Orduyu Kuzey Irak'a sok' demiş, ancak bu emir yerine getirilmemiş ve Torumtay istifa etmişti. Sonra 1 Mart Tezkeresi olayı yaşandı. O sıra Başbakan olmayan Erdoğan tezkerenin onaylanması için çok çaba harcadı ama olmadı.

Dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz Mayıs 2003'te Birand ve Çandar'a verdiği demeçte Türk ordusuna olan kızgınlığını tehditkâr bir ifade ile dile getirmişti. 4 Temmuz 2003'te Amerikalılar Süleymaniye'de Türk askerinin kafasına çuval geçirdi. Sonrasında yüzlerce general ve subayı tutuklamalar yaşandı.

Sorulmayanlar

Gelelim bugüne. Yaklaşık bir ay önce Obama, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı arayarak İncirlik Üssü'nün açılmasını ve Türkiye'nin IŞİD'e karşı savaşa etkin katkı sağlamasını istedi.

ABD tarafından yapılan açıklamalara bakılırsa 50 kadar Amerikan uçağı Türkiye'ye gelecek ve İncirlik'in yanı sıra Batman, Diyarbakır ve Malatya üslerini kullanacak. Ama her nedense yürütmenin başı olarak Başbakan Davutoğlu bu konuda hiç konuşmuyor.

O konuşmuyor ama hiç kimse de 'TBMM'nin onayı olmadan bu kadar Amerikan uçağı ülkemize nasıl gelir' diye sorgulamıyor. Hiç kimse seçim öncesinde AKP hükümetinin TBMM'den geçirdiği tezkerenin düşmüş bir hükümet tarafından kullanılamayacağını söyleyemiyor.

Hiç kimse Çekiç Güç'ün Kuzey Irak'ta Kürt devletinin alt yapısını hazırladığını yeni Çekiç Güç'ün Kuzey Suriye'de benzer bir görevi üstlenip üstlenmeyeceğini tartışmaya değer bile bulmuyor. Üstelik Amerikalılar Türk ordusunun Kuzey Suriye'de YPG güçlerine yaklaşmasına izin vermeyeceklerini söylüyorlar.

'Çuvalcı General' Odierno'nın Ocak 2015'te yeni Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar'a Liyakat Nişanı takması ise zamanlama açısından manidar. Çünkü Nişan, Orgeneral Akar'a ' Suriye konusundaki tutumu ve ABD ile Türkiye orduları arasındaki işbirliğine verdiği katkı'dan dolayı' verilmişti.

Oysa seçim öncesinde Suriye'ye yönelik operasyon tartışmalarının yaşandığı günlerde herkes Genel Kurmay Başkanı Özel'in buna itiraz ettiğini konuşuyordu.

ABD ne derse o

Peki bir yıldır IŞİD konusunda hiç bir adım atmayan AKP yönetiminde Ankara ya da Cumhurbaşkanı Erdoğan ne oldu da yeni Çekiç Güç'ün Türkiye'ye gelişine izin verdi? Üstelik Obama Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye konusunda hiç bir isteğini kabul etmemişken.

Tampon bölge, uçuşa yasak bölge, güvenli bölge, muhaliflere ağır silah verilmesi, gerektiğinde YPG'ye karşı operasyon... Hiç biri kabul edilmedi ve edilmeyecek. Bu da yetmedi ABD şimdi de Ankara'yı IŞİD ve Suriye konusunda sıkıştırıyor.

Bu tesbit doğru ise AKP-CHP koalisyonunun kurulma olasılığı artıyor demektir. Çünkü ABD ve Batılı müttefikleri Esad'ın iki yıl önceki uyarısına şimdi kulak veriyorlar. Esad 'Bu radikal islamcı teröristler gün gelecek hepinizin başına bela olacak' demişti.

Yahudi lobilerinden çekinmeseydi belki de Obama bu konuyu çok daha önce ciddiye alıp gereğini yapardı ama sonunda Amerikan sisteminin kendine göre hesapları var. Petrol ve silah kartellerinin finans kuruluşları ile iç içeliği. Sonunda onlar da tıkandı. Batı'nın İran ile anlaşması bu tıkanmanın ilk belirtisi.

Bu anlaşma ile bölgede herşeyin değişeceğini söylemiştik. Obama-Erdoğan telefonu Sonrasında müthiş bir telefon trafiği. Obama-Erdoğan-Putin-Ruhani-Hollande-Cameron-Sisi-Suudi Kral Selman-Ürdün Kralı Abdullah... Herkes herkesle konuştu. Peşinden buluşmalar. Lavrov-Kerry-Zarif-Körfez Dışişleri Bakanları-Çavuşoğlu-Mısır DB Şukri...

Ama en önemlisi Suriye DB Muallim'in krizden bu yana ilk kez bir Arap ülkesi olan Umman Sultanlığına gitmesi. Haberlere bakılırsa Muallim Suudi ve Amerikalı yetkililerle görüştü.

AKP hep yanlış yaptı

Dikkat edilirse Suriye muhalefeti diye bilenen SUK'tan hiç haber yok.

Onları adam yerine koyan da yok. Misyonlarını yerine getirmişlerdi: Bölgesel ve uluslararası istihbarat örgütlerinin hizmetinde Suriye'yi yıkmak, yüz binlerce insanın ölümüne ve yaralanmasına neden olmak ve mezhepsel söylemlerle ruh hastası, sapık ve katil örgütlerin ortaya çıkmasına yol açmak.

Gelinen nokta ortada. AKP yönetiminde Ankara başından beri olduğu gibi hep yanlış yaptı, yapıyor. Yanlış yaptığı için sıkışmış durumda. Ne oldu da Ankara 40 kadar Amerikan ve İngiliz savaş uçağının Türkiye'ye gelişine izin verdi.

Bu uçaklar yakında IŞİD'e karşı kapsamlı bir saldırı başlatacak. Bu saldırı çerçevesinde ABD belki de Suriye ordusu ile dolaylı da olsa işbirliği yapacak. Tıpkı şimdi Irak ordusu ile yaptığı gibi.

Karada operasyon olmadığı sürece IŞİD'i Suriye ve Irak'ta yok etmek olası değil. Bunun için mutlaka bölgesel ve uluslararası işbirliği gerekiyor. AKP’liler yargılanabilir Son diplomasi trafiği bu işbirliğine yöneliktir. Bu diplomaside AKP yönetiminde Ankara'nın çok fazla rol ve etkinliği görülmüyor. İran, Suudi Arabistan ve Mısır ön planda. Bu da çok normal.

Çünkü AKP yönetiminde Ankara 'Arap Baharı'ndan bu yana ne yaptıysa yanlış yaptı. AKP yönetiminde Ankara son 5 yılda bu coğrafyada olan herşeyden sorumludur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Hepimizi dinlediler' söylemini hatırlatarak herkesi dinleyenlerin AKP'nin ne türlü karanlık ve tehlikeli ilişkiler içinde olduğunu da biliyorlardır. Örneğin o dönemin Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun ofisinden sızdırılan o meşhur Suriye tapesi.

Kim bilir dinleyenlerin elinde daha ne kadar tehlikeli tapeler vardır. Belki de Erdoğan, Davutoğlu ve Fidan'ı uluslararası mahkemeye taşıyacak kadar tehlikeli.

Türkiye dışlandı Geçen yıl Haziran ayında ABD Başkan Yardımcısı Biden, 'Suriye'deki radikal islamcı terör gruplarının arkasında Türkiye var ' demesi bu yönde ilk sinyal idi. Peşinden Merkel 'IŞİD ve Nusra'ya katılmak üzere Suriye'ye giden yabancı militanların en az %60'ı Türkiye'den geçiyor' demişti.

Belki de Ankara daha fazla baskının önüne geçmek için ABD'nin her dediğine 'evet' dedi, diyor ve diyecek. Çünkü bölge çok önemli gelişmelere gebe. Bu gebelik olumlu ya da olumsuz bir doğumla sonuçlanır mı bilinmez ama her iki koşulda bölgede kaybedecek olan tek taraf AKP olacak.

İdeolojik, dinsel, mezhepsel, stratejik, siyasal, ekonomik, sosyal, kültürel ve moral olarak. Umarım AKP bunun farkında ve son bir manevra ile 'Ben pişmanım' der ve 'Arap Baharı' öncesindeki konumuna dönerek 'herkesle yeniden dost olmak istiyorum' der. Ama bu kez samimi olarak!